Değerli olanı yapmak -I

Ürün geliştirme sürecinizde Agile Yazılım Geliştirme & Design Thinking & Lean Startup yaklaşımlarının birlikte kullanımlarıyla takımlarınızı daha çevik ve yenilikçi hale getirebilirsiniz.

Uzun zamandır zihnimde bu konuyla ilgili düşünceleri toparlamaya çalışıyordum. lTunes Talks oturumlarından birinde yaptığım “Müşterini Tanı” sunumunu baz alarak, zihnimdekileri derli toplu hale getirip rahatlatmak istedim. Bu yazı serisini 3 yaklaşımın inovatif ürün geliştirme sürecinde birlikte nasıl çalışabileceği üzerine bir fikir jimnastiği olma hedefiyle yazıyorum.

Bu yazı Değerli Olanı Yapmak — IDeğerli Olanı Yapmak — II (Design Thinking)Değerli Olanı Yapmak — III (Lean Startup)Değerli Olanı Yapmak — IV (Agile Yazılım Geliştirme)Değerli Olanı Yapmak — V (Design Thinking+Lean Startup+Agile Yazılım Geliştirme) başlıklı 5 yazıdan oluşan serinin ilk yazısıdır.

Artan rekabet ve hız beklentisiyle ürün/hizmet geliştirme gayretleri her gün daha da zorlayıcı hale geliyor. Tüm ürün ekiplerinin hedefi beklenenin üzerinde değer üretmek, insanların aşık olduğu ürünler yaratmak, karmaşık sorun alanlarına çözüm olabilecek fikirler bulmak ve tüm bunları sürdürülebilir bir yöntemle, pazara hızlı çıkarak, verimli ve etkili şekilde yapmak …

Herkes değerli olana odaklanmış durumda. “Önce değerli olanı yapalım” diyoruz, sunumlarda pırlanta imajlarıyla değer odaklılığı anlatılıyor, konuşurken hep değer odaklıyız. (odağımızda değer var 🙂) Yeni nesil yaklaşımların tümü de değerli olana, değerli olanı yapmaya, değer temelliliğe, değere övgü yapıyor. Hepimiz enerjimizi en yüksek değer üretecek şekilde harcamak istiyoruz.

Ürünlerimizin muhatabı müşterilerimiz de bizden, anlamlı problemlerin etkili şekilde çözüldüğü muhteşem ürün ve hizmetler bekliyor.

Bir işi yapmak söz konusu olunca önümüze şu seçenekler geliyor;

  • Doğru işi yapma
  • İşi doğru yapma
  • İşi hızlı yapma

Bu üç boyuttan biri bile eksik kaldığında ise sorun yaşama ihtimalimiz yüksek.

Doğru işi yanlış yöntemlerle hızlı yaptığımızda kaliteden ödün veririz. Bu işin pazara hızlı çıkması konusunda fayda sağlasa da kalite problemleri ileride başımızı ağrıtır, maliyetlerimizi yükseltir. Teknik borcunuz başınıza bela olur, müşteriniz sizden soğur, çalışanlarınız memnun olmaz.

Doğru işi, doğru yöntemlerle yavaş yaptığımızda kaliteli de olsa, bazen işe yarasa bile pazar fırsatlarını kaçırmamız muhtemeldir. Yaşadığımız dönemde rakiplerimiz saniyeler içinde yeni özellikler eklerken yavaş olmak alabileceğimiz en büyük risk olur.

Yanlış işi doğru yöntemlerle hızlı yaptığınızda yüksek kalitede olsa, pazara hızlı da çıkmış olsanız kimsenin sevmediği hızlı “çöp” üretmiş olursunuz. Müşterileriniz sizi sevmez, çalışanlarınızın motivasyonu düşer.

Elimizde çekiç olunca her şeyi çivi olarak görmeye meyilliyiz. Âşina olduğumuz yöntemlerle her probleme cevap arıyor olmak, zihnimiz için kısayol olsa da çoğu zaman doğru değil.

Son yıllarda daha da çok olmak üzere Design ThinkingLean Startup ve Agile yazılım geliştirme yaklaşımları her ortamda sıkça konuşuluyor. Değer üretme ile ilgili iddiası olan bu yaklaşımlar, insan, teknoloji, iş alanlarına farklı odaklarıyla birbirinden ayrılıyor.

Nasıl birlikte kullanılır, biri diğerinin yerine geçer mi, hangi sırada uygulamak gerekliliği gibi bilinmezler ve belirsizlikler var. Bu kadar “gürültü” içinde doğru işaretleri yakalayıp, tutarlı, sürdürülebilir bir yolculuk kolay değil. Değerli olan ise, bu yaklaşımların pratiklerinin doğru oranlarda birlikte kullanılması…

Hirotaka Takeuchi ve Ikujiro Nonaka, 1986’da yazdıkları 3M, Fuji-Xerox gibi firmaların ürün geliştirme takımları ve yaklaşımlarını anlattıkları “The New New Product Development Game” makalelerinde şöyle diyordu;

“In today’s fast-paced, fiercely competitive world of commercial new product development, speed and flexibility are essential. Companies are increasingly realizing that the old, sequential approach to developing new products simply won’t get the job done. Instead, companies in Japan and the United States are using a holistic method — as in rugby, the ball gets passed within the team as it moves as a unit up the field.

This holistic approach has six characteristics: built-in instability, self-organizing project teams, overlapping development phases, “multilearning,” subtle control, and organizational transfer of learning. The six pieces fit together like a jigsaw puzzle, forming a fast and flexible process for new product development, just as important, the new approach can act as a change agent: it is a vehicle for introducing creative, market-driven ideas and processes into an old, rigid organization.”

Takeuchi ve Nonaka, özellikle organizasyonlarda silo’laşmış yapılar ve linear süreçlerden kaynaklı çalışma şeklinin bugünün hızlı ve rekabetçi ortamında işe yaramadığını söylüyor. Takeuchi ve Nonaka’nın ana eleştirisi ürün geliştirme aşamalarında bayrak koşusu (relay race) gibi birileri koşusunu bitirene kadar diğerlerinin beklemesi, o bitirdiğinde diğerlerinin başlaması şeklinde kendini gösteren çalışma şekli.

Bugün bile, özellikle organizasyonlarda ürün takımları yerine silolaşmış ekiplerin oluşturulması ürün yönetiminin ve ürün deneyiminin holistik bir bakış gerektiği gerçeğini geriye atıp istemeden bundan 30 yıldan uzun süre önce tariflenen “waterfall”vâri çalışma şekline itiyor. Müşteriden, problem sahasından, pazardan uzak ekipler deney yapıp, inovasyon yapmak yerine gerçek sihrin yaratılacağı alanlar olmaktan çıkıp elden ele iletilen isterleri gerçekleştiren ekipler haline geliyor.

Bu yazı serisinde her bir yaklaşımla ilgili yeteri kadar bilgi verip, insan değerleri, iş ve teknoloji boyutlarındaki yaklaşım ve odak farklarını anlatamaya çalışacağım. Design Thinking’in zorlu problem alanlarının anlaşılıp fikir üretilmesi, Lean Startup ile üretilen fikirlerin iş olarak ve pazar şartlarıyla doğrulanması, Agile yazılım geliştirme yöntemleriyle sürdürülebilir bir şekilde hızlı çıktılar üretilmesi noktalarını anlatacağım. Her bir yaklaşımdaki çalışma birimi olarak takımlara olan vurguya dikkat çekip, ürün takımı olarak çalışmanın ve takımları inovasyon sürecinde güçlendirmenin değerinden bahsedeceğim.

En sonunda, lTunes olarak soyut fikirden somut ürün geliştirme aşamasına kadarki süreç boyunca bizi çevreleyen müşteri yaklaşımımız ve bu üç yaklaşımdan bazı pratikleri nasıl harmanlamaya çalıştığımızı da anlatacağım.

Serinin sonunda, insanların aşık olduğu, pazarda ayakta kalabileceği kanıtlanmış, teknik olarak mümkün bir ürün geliştirmek mümkün mü sorusunun cevabını vermeyi umuyorum.

İsmail Kırtıllı

Bir Yorum Yazın